Gelirleştirme, kullanımı, dikkati ya da veriyi paraya nasıl dönüştürdüğünüzdür. Üç soruyu yanıtlar: kim ödüyor, ne için ödüyor ve hangi anda ödüyor. 50.000 kullanıcısı olan ücretsiz bir uygulamanın, bu kullanıcılardan biri ücretlendirilene ya da bir reklamveren onlara erişim için ödeme yapana kadar bir gelirleştirmesi yoktur.
Modellerin sayısı sınırlıdır ve listelemesi kolaydır: tek seferlik satış, abonelik, kullanım bazlı ücret, işlem üzerinden komisyon, reklam, lisanslama ve freemium yükseltmeleri. Çoğu işletme ikisini birleştirir. Seçtiğiniz model, inşa ettiğiniz ürünü değiştirir, bu yüzden erken karar verin.
Bir örnek. Uygulamanızın aylık 50.000 aktif kullanıcısı var. Yüzde 2'sinin 9 avroluk plana yükseldiği bir freemium modelde, 1.000 çarpı 9, yani ayda 9.000 avro kazanırsınız. Bunun yerine reklamla, bin gösterim başına 5 avrodan aylık 500.000 gösterim satarak ayda 2.500 avro kazanırsınız. Aynı kullanıcılar, ve burada abonelik üç kattan fazla gelir üretiyor. Yükseltme oranını yüzde 0,5'e düşürün ve sıralama tersine döner: 250 ödeme yapan kullanıcı çarpı 9 avro, 2.250 avro eder.
Sık görülen yanlış anlama, gelirleştirmeyi sonraki bir adım olarak görmektir. Önce büyüyüp sonra ücretlendirmek, yalnızca yıllarca süren zararları finanse edebildiğinizde ve ücretsiz ürün bir veri kümesi ya da bir ağ gibi değerli bir şey inşa ettiğinde işe yarar. Çoğu yeni şirket için bu yol, kimsenin ödeme yapmadığını fark edeceğiniz anı yalnızca erteler.
İkinci bir yanlış anlama: gelirleştirme, fiyatınız değildir. Fiyat bir sayıdır. Gelirleştirme, onun etrafındaki yapıdır, yani kimin faturalandırılacağı, ne sıklıkla ve hangi birim için. Koltuk başına, proje başına ya da gigabayt başına ücretlendirme, aynı müşterilerden çok farklı gelirler üretir.
